Cuma, Ocak 15th, 2010
Şehr-i Harabe
Yanıp sönen tanıdık metropol ışıkları gibi gülüşün,
Her gece gözümün önünde raksediyor tüm alımıyla.
Derken; irkiliyorum birdenbire;
Sanki, sigaranı sigaramla yakmışsın.
Oysa biz sıfırı tükettik,
Son buldu bilmezden gelme oyunu,
Ne biriktiriyorsak içimizde gizli gizli,
Kalacak öylece olduğu gibi.
Hani Michael ile sabaha kadar içmiştik,
Hiç anlatamadım sana,
St. Lambert Kilisesi üzerime yıkılacaktı,
Nordrhein-Westfalen sokaklarını,
Adını bağıra bağıra inlettiğim o gece;
Hiç kimse anlamadı.
Tek bir perdeye bile gücüm yetmedi.
Oysa istiyordum ki;
Yıkılsın apartmanlar,
Yıkılsın köprüler,
Yıkılsın hava limanları,
Yıkılsın tren garları;
Gidecek yerimiz olmasın,
Sadece küçük bir tekne kalsın.
Pupa yelken sevişelim seninle.
Oysa biz sıfırı tükettik,
Artık ben,
Neden yazdığımı,
Neden döndüğümü,
Neden yaşadığımı,
Biliyorum.
Yanıp sönen tanıdık metropol ışıkları gibisin,
Her gece senindir diye tuttuğum her ışık gibi,
Eriyerek karışıyorsun o ışıltının arasına.
İki yakası bir araya gelmeyecek hiçbir zaman,
O şehr-i harabenin,
Ayırıyor sevenleri, bir ediyor sevilenleri.
Ne damlamışsa içimize gizli gizli,
Olması gerektiği gibi değil; olduğu gibi.