Pazar, Åžubat 17th, 2008
birkaç çakıl taşı sesi nihayetinde
ıskarmoz eğriliğine uzanan
çocukluk düşlerimin
mirasyedisi derin gözlerin
yanıp sönen mumlar gibi
hele biraz daha bağırsa
yalnızlık esen rüzgar
sandalımı çekecek açıklara
ucuna bağladığım uçurtmam
balık yumurtaları mı dersin
yeni canlar mı
ayaklarımızda zamk gibi
saniyeleri dakika yapan
göğün demir göğsü
tavşan yürekli
nasıl da ele veriyor kendini
uçurtmamıza bağlı umudumuza
sen bana, ben sana
dokundukça
sütliman çakıl taşları
koşuyor peşimiz sıra
duyuramadan seslerini
umutça gülüyorum yüzüne
gözlerin sandalıma dokundukça
eskilerde eskiyor ayrılıklar
ÅŸaraba ne hacet
umut uzak, ayrılık paramparça
imrenmesem ÅŸimdi sana
ben de anlasam
ömür boyu sevilmek nasılsa
umut kalıversin uzakta
yeter ki ayrılık paramparça
içinde inci olsam
derinlerinde doÄŸan uzakta
açılıverince ellerine paramparça
kalbin sandalıma çarpsa
umarsızca bir anda
hatırladıkça
umut uzak, ayrılık paramparça
yaklaşıyorum kıyına usulca
Pazar, Åžubat 17th, 2008
kalbim meraklı çocuk elinde atom çekirdeği
parıltısı delirtiyor gözlerini
parıltısı delirtiyor
parıltısı delirtiyor
kırıp paramparça etmeli
parıltının içini görmeli
patırtısı delirtiyor
patırtısı delirtiyor
patırtısı delirtiyor herkesi
kalbim meraklı çocuk ellerinde
kıpır kıpır atom çekirdeği
kırıp görsen içini
parıltısı delirtiyor beni
parıltısı delirtiyor
kalbim meraklı çocuk elinde atom çekirdeği
parıltısı gözlerin
patırtısı sözlerim
Pazar, Åžubat 17th, 2008
çanakkale için efkâr
kalbim için inkâr vaktidir
yokluğunu inkâr ediyorum
sisli bulvarlar
sessiz ölümler gibi
kayıttan düşüyor gölgemi
çaresiz gözlerine gizlendim
bulanmasın alaca sislerine
bu bulvarların düşlerim
çanakkale için efkâr
kalbim için inkâr vaktidir
yaşadığım yerde değilim
senin ÅŸehrindeyim sevgilim
yokluğumu inkâr ediyorum
yastığına yüzüne dokunan bendim
çaresiz gözlerinden sıyrılıp geldim
sisli bulvarlar
kimsesiz sızılar gibi
gözünden döküyor bedenimi
Pazar, Åžubat 17th, 2008
kendimi sana terk ettim
içimde yel gibi esiyor sesin
serinleştikçe mavileşiyor gözlerin
kendimi sana terk ettim
avarenim ayazın vurmaz beni
uykuya musallat kadınlar bilirim
elini yüzünü geceden seçemediğim
her biri zaman-ı mazinin eskicisi
tüm notaları eskimiş sesleri
çığlık çığlığa çağırdı gitmedim
kendimi sana terk ettim
avareliğin hürriyetini geri verdim
çarkı sendin çekici kendim
atölyesinde bu avare kalbin
iÅŸlettim her gece ÅŸekil verdim
hâşâ huzur-u haşmetinden
allah’ı yine es geçtim
kendimi sana terk ettim
Pazar, Åžubat 17th, 2008
aynaya siyah beyaz düşen yüzümün rengiydi
hani hesapta kime sorsan
yarın terk edeceğim koskoca kenti
marina cafeyi
hani buz beyazdı elin
üşümüyorlar demiştin
bırakmasam ellerini kimsesiz
böyle müsrifçe severken seni
hiç mi hiç bilmeseydin beni
parça parça toplamasam
tıkıştırmasam bavulun gözüne
seni, inat mavi gözlerini
tekrar tekrar öğrenmesem
açlığı, sevilmeyi, beklemeyi
fikrime üşüşen gidememek değildi
aÄŸlayabilseydim ulan iÅŸte iki damla
gözümün yaşına bile bakmadan
daha dünden
hatta çoktan
terk ederdim
terk ederdim
terk ederdim bu kenti
Pazar, Åžubat 17th, 2008
haziranda yağmur yüklü bulutum
baktıkça yüzümü bulduğun
tüm rakamları çarpılı
takvimler bilir
gurbetlik sarhoş açlığı
bitmemiş koca haftalar karalı
saat durur tam üç buçukta
ne gece der ne de gündüz rebeka
avucumda hilesiz tavla zarları
maviler benimse senindir sarıları
gözlerin benimse senindir saçların
ne yaparız şu pullara
nasıl olur da her oyunda
beşe dört kalırız berabere
kalacağız yine
sırrını anlamaz kimse
ne efsun var ne de nazar
ne gece ne de gündüz
bilsen bulut olmam rebeka
bulutlar yaÄŸmurdan sonra
göçüp gider çöl uzağına
dönüp gelmez kolayca
belki bulutsuz firari yaÄŸmurdum
dudağına yüzümü dokundum
tüm matemleri çarpılı
vuslatlar bilir
gurbetlik çöl uzağı
yağmursuz bulutlar kararttım
Pazar, Åžubat 17th, 2008
ben
aÅŸktan aÅŸka
hüznünden başka katığı
olmadan dolanan seyyah
söylemiştim kendime
bedenim gülerken tanıyacak
ölümüm ılık ıslak olacak
tam da derken
acı katığa suya yola eyvallah
sen
yara kabuÄŸuyla
yaralar saran
ÅŸiir olsam yaranda
tomurcuk tomurcuk kabuklansam
söylemiştim sana
herkes kadar aÄŸlayamam
herkesten bir fazla
dize var aklımda her an
muhtekirdir hayat
aşklarım arasında dolanan
mutluluk hep kara borsa
bekliyorum hep uzayıp giden
yaşlı başlı kuyruklarda
yavrucuk bu sefer sen kazansan
yavrucuk tövbeler tövbesi ağlamam
Pazar, Åžubat 17th, 2008
eflatunlara bulan da gel
ateş bahçelerine uzandım
yalnızlığını sıyıracağım
sıyrılacağım sana
bir
iki
üç
tik tak
tik tak
tik tak
dakikalar deÄŸil ama
geçmek nedir bilmiyor
neden bilmiyor zaman
daha ne kadar saklanacak
karın altına bahar
her
odasına
asılmış
yalnızlığımızın
saatler kollu bacaklı
üstün
esre
ötre
her zamanki gibi iÅŸte
bir türlü ayıramadığım harfleri
lâ havle ve lâ kuvvete
saatler asılı kollu bacaklı
kolları bacaklarına sanki sarılı
bir avuç karınca duası zaman
lâ havle ve lâ kuvvete
elleri vardı yalnızlığımın
demlediği çayı yudumladım
kanım karıncalandı
ellerimle kağıdı tutamadım
eli elime uzandı
lâ havle ve lâ kuvvete
kanım karıncalandı
eflatunlara bulan da gel
ateş bahçelerine uzandım
yalnızlığımı kovacağım
ellerine muhtacım