Cuma, Ocak 8th, 2010
Kızım,
Åžimdi ben 30′unda
Çok uzak dediğim her şey yanıbaşımda
Söyleseler inanmazdım
Bu kadar küçük elleri,
Bu kadar büyük sevebileceğimi.
Kızım,
Åžimdi ben 30′unda,
Düşünüyorum da;
Sen tam 30′una erdiÄŸinde
TerkedeceÄŸim seni.
Çok uzak dediğimiz her şey aslında
Hiç çıkmadı aramızdan.
Anlayacağın zaman,
Geriye dönmek için çok geç,
Devam etmek için zor,
Dediğin zamandır.
Yani tam 30′undadır.
Tek kanadını kaybetmiş,
Aceleyle topraÄŸa koÅŸan
Bir uçak olduğunda zaman;
Söyleseler inanmazsın:
Bu kadar sevdiÄŸin elleri,
Bu kadar çabuk terkedeceğin.
PerÅŸembe, AÄŸustos 6th, 2009
Illinois’de bir çocuk çığlığı,
Güler mi, ağlar mı bilinmez,
Yastığın hangi yakasına kaçsam duyuyorum.
Gece yaran iÅŸaret fiÅŸeÄŸi,
Belki zenci diÅŸli beyaz tenli,
Gözlerim hangi günaha uzansa görüyorum.
Kırmızı çizgili bir gün batımı verseler,
Gözlerimi ışığına bağışlasam
Hiç uyumamış gibi uyansam.
Görmesem,
Duymasam bir daha,
Bir daha asla.
Çarşamba, Temmuz 15th, 2009
Gelme; kal.
Kal geceyarısı uyanmalarında.
Ne ben,
Ne sen,
Ne de piç gibi
Tam ortasında uyandığımız bu rüya
Bıraktığımız kadar masum.
Masum deÄŸiliz.
Åžimdi ben,
Sevdiklerime yakın, hayallerime uzağım.
DeÄŸiÅŸen bir ÅŸey yok,
Sen hep öyle uzakta,
Ben hep uzaklığına en yakın noktada.
Hani bir adım atsan
yahut
Bir gece yarısı
Patavatsız bir telefon çığlığıyla
Seni bana
Beni sana getirseler
Ben yine de
Hani şu ağzına sıçtığımız gökyüzü var ya,
İşte ona doğru yükselmek
ve
CiÄŸerlerime alabildiÄŸince azotlu oksijen doldurup,
Çığlık çığlığa tüm tarihin
Anasına avradına
Küfretmek istiyorum.
İş bu yüzden,
Gelme; kal.
Kal geceyarısı uyanmalarında.
Çarşamba, Mart 11th, 2009
Doğru söylüyorlar mıdır gerçekten seninkiler Hülya?
Hani bir daha gelivermek falan dünyaya?
Bakarsın bir sabah, Haliç kıyılarında
GelmiÅŸiz yeniden,
Öyle kaldığımız yerden,
Ortasından falan değil ha,
Görmemişler gibi hayata anadan üryan,
Aç kalanlar gibi ekmeğe anadan üryan,
Piç kalanlar gibi seviye anadan üryan,
Başlamışız en başından bu uzun çizginin.
Ben “Yalı Çapkını”nı kalemsiz kitapsız yazan,
Sen hiç duyulmamış sesinle okuyan.
Sonra bir nefeste tüm gökyüzünü içine çeken ben.
Sonra gıcık tutmuş gibi samanyolunu püsküren sen.
Haliç kıyısında bir sen bir ben,
Eski takalar gibi sallana sallana konuÅŸan.
Hani oluverir ya gelirsek bir daha falan.
Bilirim, ben yine sevilmeyi,
Sen yine yaşamayı beceremezsin.
Yine martıların durmadan ağladığını düşünürüm,
Haliç’in tam ortasında bir parça simit,
Başına akbabalar gibi üşüşen martılar,
Ya senin ya da benim son lokmam.
Paylaşamayız dokunduklarımızı,
Ayrı simitleri geveler dururuz ağzımızda.
Benzese de tüm yaşayacaklarımız,
Aslında bir simit kadar sade,
Ta ki bir denize dökülünceye kadar.
Güzel şeyler yeniden gelmek falan,
Gece yarısı yanıbaşımda uçuşan.
Cumartesi, Åžubat 21st, 2009
Davran bre fırtınam
Yıkılsın tüm direkleri gemilerin
Kalmasın gidecek tek liman
Sabır taşları gibi, ar taşları gibi
Çatlasın tam ortasından dalgaları, dağları
Bu arsızlık deryasının.
Davran bre fırtınam
Kalmasın gözümde tek ışık haresi
Ufukta şafak söküyor, yetişeceğim ha
Keşfedilmemiş Asya parçaları gibi
Kalsın, bilinmediğinden bile habersiz
Bu özgürlük çığırtkanları.
Davran bre fırtınam
Silinsin elimden, silinsin gözümden
Ahını gecelere kazıdığım
Rengarenk neon ışıkları gibi gözlerin.
Neyim varsa al
Senindir,
Sesindir.
Çarşamba, Kasım 19th, 2008
Akşamüstü,
Sen, ben…
Göğsünü alabildiğine açmış
Bir karış güneş penceremde
Tahrik ediyor bedenimi sokak kapısına
Sen, ben…
Eksik bir virgül bulmuş bizim çocuklar
Erguvani yıllarda kaybettiğim
veyahut bile bile bıraktığım arkada
Bilmiyorum, aklım başımda değildi
KoÅŸa koÅŸa getirdiler
Geçmişi ispiyonlayacaklar güya
Belki birgün ispiyonlar içlerinden birisi
Karşılığında birkaç gaga tıkırtısının
Nasıl gider gelirler onca yıl öteye,
Nasıl taşırlar meydanları, sokakları, baharları
Ekledim eksikliÄŸine,
Nasıl da tamamladı zamanın yırtık köşesini
Sen, ben, vesaire.
Biliyorum, erguvani yıllar geçti
veyahut benden bir ben aktı sonsuza
Kafam dolu öleceğim,
Damarlarıma zaman sıkışacak,
Beynimi patlatacak
Sen, ben, vesaire.
Sen, ben, vesaire.
Sen, ben, vesaire.
Pazartesi, Nisan 21st, 2008
Homurdanıyor zaman homurdanıyor
Sıkışmış akrebin adımlarına
Geçeceğim geçeceğim diyor
Şehirlerden geçerken ben
Kalbimi bölüyorum yine ikiye
Ben şehirlerden geçiyorum
O kendinden
Ne bir ayak izi ne bir parmaklık toz bırakacak
Oysa benim arkamdan
Hüzünlü titrek ışıklar
Islak hikâyeler koşacaklar
YaÄŸmur yaÄŸsa
Zamanı kıskanmasam
Önüme katsam geçmişi
Önüme katsam geleceği
Zamana çoban olsam
Denize aksak
Aksak Yalova’ya
Salı, Mart 4th, 2008
daha bir ağır çekimde anılar
yalnızlık gölgesi düştüğünde
ve bahar
dallarda çiçek renkli
sütten yeni kesilmiş bir çocuk olunca
ağlayacak elbet sütten nefret edinceye kadar
gidip bir dosta aÄŸlasam
ama erkeksin
iyi bir yaşam hikâyesi isteği
nefrete yer veremez ki
daha ağır boşalacak içine
dedik a erkeksin
uslanmaz ki çocuk nefesin
bahar her yerde çocuklar büyütür
sen onları uslandırmak istersin
damla damla gizlenerek
daha bir ağır çekimde anılar
renklenemedikçe
erkekçe
ağır çekim anılara
ellerini kalemini yüreğini
terk ettikçe
iyi bir yaşam hikâyesi isteği
özlemce ilk kelimesini söyleyince
göreceksin
toprak kokuyor yüreğin
ama erkeksin
gizleyemezsin
çocukça merakı vardır
acının gözlerinin
Çarşamba, Şubat 20th, 2008
söz susarak söylenmeli
aşk kapısı yarım ağız gıcırdayınca
bir tek sen deÄŸildin elbet
yalnızlaştığım derin ağrım
ayrılık o kapıyı her kırdığında
yalnızlaştım sana
söz susarak söylenmeli
hiç olmamışçasına
susuyorum sana
elim haram, elim büyük günah
dokunmayacak artık
uzaklardan bile olsa
toprağım sana
koynunda duracak
daha fazla veda
susarak söylenmiş
yalnızlaştıkça
yalnızlaştıkça
veda susan
gıcırdayan yarım ağzıyla
boğazını yakan
hayal etmedim hiç
böyle gitmeyi
böyle gidilmeyi
sesin kadar elveda
sesine itibarın
sonsuz nasılsa
ben de sustukça
yalnızlık sana elveda
Pazar, Åžubat 17th, 2008
birkaç çakıl taşı sesi nihayetinde
ıskarmoz eğriliğine uzanan
çocukluk düşlerimin
mirasyedisi derin gözlerin
yanıp sönen mumlar gibi
hele biraz daha bağırsa
yalnızlık esen rüzgar
sandalımı çekecek açıklara
ucuna bağladığım uçurtmam
balık yumurtaları mı dersin
yeni canlar mı
ayaklarımızda zamk gibi
saniyeleri dakika yapan
göğün demir göğsü
tavşan yürekli
nasıl da ele veriyor kendini
uçurtmamıza bağlı umudumuza
sen bana, ben sana
dokundukça
sütliman çakıl taşları
koşuyor peşimiz sıra
duyuramadan seslerini
umutça gülüyorum yüzüne
gözlerin sandalıma dokundukça
eskilerde eskiyor ayrılıklar
ÅŸaraba ne hacet
umut uzak, ayrılık paramparça
imrenmesem ÅŸimdi sana
ben de anlasam
ömür boyu sevilmek nasılsa
umut kalıversin uzakta
yeter ki ayrılık paramparça
içinde inci olsam
derinlerinde doÄŸan uzakta
açılıverince ellerine paramparça
kalbin sandalıma çarpsa
umarsızca bir anda
hatırladıkça
umut uzak, ayrılık paramparça
yaklaşıyorum kıyına usulca