Perşembe, Aralık 22nd, 2011
Yitirmiş bütün anlamlarını,
Eve dönen çocuklar gibiyiz.
Ne vakit fikrimiz bir köşeye uzansa,
Döküp saçılan misket torbaları gibi.
İki renkli, incecik ve gizli ve hiç bilinmeyen,
Paramparça bir şeylerin adı gibiyiz,
Sen ve ben
Kaçıp giden otobüslerin arkasına takılıp
Ne durabilmek ne de yetişebilmek gibiyiz,
Dönemeyiz artık geri,
Yazılmadan görülmüş, ağzı dili kapalı,
Geçmişe atılan mektuplar gibi sevgimiz
Dönemeyiz artık geri,
Firavun imanı bizimki.
Pazartesi, Temmuz 25th, 2011
Hadi gel, kalplerimizi çizelim,
Birer jilet değil mi bütün yalnızlıklarımız?
En çevik ustalarıyız ayrılığın,
Hadi gel, kalplerimizi çizelim,
Göçüp giden kuşlar gibi.
Çoktan aşındı bakışlarım,
Ne yazık! Hep son gördüğüm yaştasın,
Her şey senin için,
Her şey senin kadar erken,
Her şey benim kadar geç,
Kanata kanata taşıyorsam şu kalbi,
Bütün damlalarına yemin olsun,
Göçüp geleceğim bir gün,
Göçmen kuşlar gibi,
Bir çizimlik yer kalacak kalbimde,
Son kez sen çizeceksin,
Yanı başında teslim edeceğim,
Paramparça bedenimi.
Yanı başında teslim edeceğim,
Paramparça yüreğimi.
Pazar, Aralık 5th, 2010
yıldızlar
durmadan kayıyormuş
umrumda değil
musluklar
gürültü damlatıyormuş
umrumda değil
cigaralarım
teke düşmüş
umrumda değil
parasız
üstüne hayalsizmişim
umrumda değil
nasıl
ekmek alacakmışım
umrumda değil
gün
birazdan ağaracakmış
işim gücüm varmış
umrumda değil
yıldızlar
gökyüzünün ağzına sıçıyormuş
umrumda değil
Yirmidokuz yılı
hafızamı
seni
Tek kalemde silip atasım var.
Salı, Kasım 23rd, 2010
Bir düşün,
Milyarlarca galaksi
Milyarlarca ihtimal
Ve sen, ve ben
Ve
Sen ve ben
Bozulacak ritmi bu sonsuzluğun
Ayrılırsak bu sevdadan.
Bir düşün,
Milyarlarca insan
Milyarlarca ihtimal
Ve sen, ve ben
Ve
Sen ve ben
Sesini arayacağım belki de,
Katlanamazken varlığına bile.
Bir düşün,
Milyarlarca yaşam
Milyarlarca ihtimal
Ve sen, ve ben
Ve
Sen ve ben
Bir düşün,
Kırk gün kırk gece yağmur yağacak
Biliyorum,
Sırf bunun için
Bu şehir hiç yalnız kalamayacak.
Pazartesi, Eylül 6th, 2010
Yıllar geçse de üstünden
Hiç değişmiyor sesin,
Sanki çok katlı apartmanlar,
Işıl ışıl otobanlar,
Yükselmemiş hiç gecekondu sevdamın üstüne.
Kendi dilimle mi yoksa,
Senin dilinle mi seviyorum seni?
Hala bilemiyorum.
Daha korkunç ne olabilirdi
İşte yarıçıplak tek başımayım
Yastığın diğer tarafına
Uzanmış sesin.
Ne olur bir gece de Rusça ağlasa,
Öyle mağrur, öyle habersizce konuşmasa?
Aydınca sokaklarda
Kahpe ölümlere yenik düşsem,
Hayatımı, roman kahramanlarımı,
Özgürlük, kardeşlik haykırışımı,
Sevdamı, yalnızlığımı,
Tüm gazeteler,
Ayakkabımdaki deliğe, cebimdeki meteliğe değişse,
Titrer miydi sesin?
Yıllar geçse de üstünden
Hiç değişmiyor sesin,
Yağan yağmurda ıslanmıyor,
Yoksul notalarda takılmıyor,
Boğazın mavisine bulanmıyor,
Bozkırlara bıraksam,
Yastığından önce beni buluyor.
Şairlik filan değil,
Bildiğin delilik düpedüz.
Gönül filan değil,
Bildiğin harabe, yerle bir.
Pazar, Ağustos 22nd, 2010
Yasa dışı yaşıyor gönlümde sevdan.
İyi-kötü, kural-kanun, ahlak,
Ne varsa baş kaldırıvermiş,
Varasın diye farkına.
Gönlüme mülteci sevdan,
Dağlara çıksam diyor,
Neden-sebep bilinmez,
Mülteci ve sürgünler yalnız ölür.
Bana uğramasa her gece,
Nereden bilecek,
Yalnızlık, yalnızlık olduğunu?
Her uğrayışında gemiler dolusu kadın,
Ellerine çokça dokunulmuş,
Belli ki uzak yol yolcuları,
Hepsinin yüreğinde birden çok çizik var.
Öldüğüm bütün kadınlar adına,
Gökyüzünden özür diliyorum.
Tanrı’nın düşük yaptığı yerde,
Ana rahmine yeniden düşüyorum.
Gidiyorsun,
İlk kampana vuruşuyla,
Hiç konuşmamış putlar gibi,
Geride kalacağım.
Keşke ben olaydım, keşke ben olaydım;
En azından,
Umutlu bir hüzün olurdu
Vardığın.
Pazar, Ağustos 8th, 2010
Şişleyivermiş martılar Şehr-i Harabe’yi,
Sübhanallah tam boğazından.
Maytap geçiyorlar bütün minarelerle.
Düşüversem peşlerine,
Balık olsam sübhanallah.
Sabaha karşı Çengelköy’de
Karaya vursam,
Hikmetinden sual olunmazlara,
Sualler sorsa martılar.
Bir gün yolunu çizerken sen,
Ancak bu kadar kanardım,
Acımın aksütü gibi helal olsun sana,
Aldığın bir avuç hayat.
Ne garip şey,
Hep aynı hatırlayacağım Şehr-i Harabe’yi.
Ne garip şey,
İncecik bir sızıyla uyanacaksın her sabah.
Salı, Temmuz 27th, 2010
Nasıl da tenimi kanata kanata seviyorsam gölgeni,
Öyle terkediyorum nefsimi.
Nefsime dahi tapmak istemiyorum.
Sadece sesine;
Sessizliğe gidiyorum.
Bakarsın bir gün,
İklim büyür,
İklim anlar;
Beni hürriyete uğurlar.
Hürsündür sen de o gün.
Hayal bu, ama sen yine de,
Affet beni onlarca kayıp yıl daha.
Hayal bu, ama anla,
Bir yere gidemiyorum, yokluğun tam ortasındayım.
Yokluğun, yokluğum,
Büyük yoksulluğumuz;
Acı, şarap ve tütünle mübadele edilmiş yokluğumuz.
Salı, Şubat 2nd, 2010
Hani bu gece
Bunca patırtı gürültüden sonra gelen
Yağmur değil de sen olsaydın;
Belki toprağa karışıp kaybolmazdım.
Sen ve ben,
Sen ve korkunç yanlızlığım.
Bembeyaz bir huzur içinde;
Terk etmek,
Gitmek,
Bırakıvermek.
Sen ve ben,
Sen ve büyük ağırlığım.
Zulamda taşıdığım kan ağrım,
Uykusuzluk nöbetlerim.
Hani yağmur değil de sen olsaydın,
Belki çoktan gitmiştim,
Gitmiştim bu kentten.
Cuma, Ocak 15th, 2010
Yanıp sönen tanıdık metropol ışıkları gibi gülüşün,
Her gece gözümün önünde raksediyor tüm alımıyla.
Derken; irkiliyorum birdenbire;
Sanki, sigaranı sigaramla yakmışsın.
Oysa biz sıfırı tükettik,
Son buldu bilmezden gelme oyunu,
Ne biriktiriyorsak içimizde gizli gizli,
Kalacak öylece olduğu gibi.
Hani Michael ile sabaha kadar içmiştik,
Hiç anlatamadım sana,
St. Lambert Kilisesi üzerime yıkılacaktı,
Nordrhein-Westfalen sokaklarını,
Adını bağıra bağıra inlettiğim o gece;
Hiç kimse anlamadı.
Tek bir perdeye bile gücüm yetmedi.
Oysa istiyordum ki;
Yıkılsın apartmanlar,
Yıkılsın köprüler,
Yıkılsın hava limanları,
Yıkılsın tren garları;
Gidecek yerimiz olmasın,
Sadece küçük bir tekne kalsın.
Pupa yelken sevişelim seninle.
Oysa biz sıfırı tükettik,
Artık ben,
Neden yazdığımı,
Neden döndüğümü,
Neden yaşadığımı,
Biliyorum.
Yanıp sönen tanıdık metropol ışıkları gibisin,
Her gece senindir diye tuttuğum her ışık gibi,
Eriyerek karışıyorsun o ışıltının arasına.
İki yakası bir araya gelmeyecek hiçbir zaman,
O şehr-i harabenin,
Ayırıyor sevenleri, bir ediyor sevilenleri.
Ne damlamışsa içimize gizli gizli,
Olması gerektiği gibi değil; olduğu gibi.